İklim krizine neden olan insan kaynaklı seragazı emisyonlarının yüzde 34’ü enerji tedariği, yüzde 24’ü endüstri, yüzde 22’si tarımsal faaliyetler ve ormansızlaşma, yüzde 15’i ulaşım ve yüzde 6’sı da binalardan kaynaklanıyor. Farklı sektörlerdeki (bina ve ulaşım gibi) enerji kullanımını temel alarak bir hesaplama yapıldığında, her yıl atmosfere bırakılan yaklaşık 50 milyar ton seragazı emisyonunun (CO2 eşdeğeri) yüzde 73,2’sinin enerji kaynaklı olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, seragazı emisyonuna yol açan fosil yakıtların (petrol, kömür ve gaz) terk edilmesi iklim krizini durdurma çabalarında öne çıkıyor.
Petrol, kömür ve gazın enerji sistemindeki rolleri hem kullanım alanları hem de kullanım miktarı açısından değişiklik gösterir. Fosil yakıtların bazıları elektrik üretiminde kullanılırken bazıları da doğrudan ısı üretmek için kullanılabilir. 2024 yılında dünyadaki toplam nihai enerji tüketiminin yüzde 80,7’si fosil yakıtlarca karşılandı. Fosil yakıtlar içerisinde de en çok petrolü, sonra kömür ve gazı kullanıyoruz. Fosil yakıtları biyoyakıtlar ve atıklar (8.8%), yenilenebilir enerji kaynakları (5.8%) ve nükleer enerji (4.7%) izliyor. Geleneksel biyokütle (odun, tezek gibi) kaynakları da hâlâ nihai enerji tüketiminde hidroelektrik santrallar kadar büyük bir paya sahip.
İklim krizini durdurmak için her yıl atmosfere bırakılan seragazı emisyonlarının miktarının hızla azaltılması gerekiyor. Bilimsel altyapısı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) çalışmalarına dayanan, politik yol haritasını da 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması’ndan alan 1,5 ve 2 derece hedeflerinin amacı da bu. Ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 1,5 derecenin altında tutmak için küresel seragazı emisyonları, 2030 yılına kadar 2015’e kıyasla yüzde 42 oranında azaltılmalı. BM Çevre Programı’nın (UNEP) 2025 yılında yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’na göre 1.5 derece sınırı aşılsa da, bu aşımın boyutu ve süresinin sıırlandırılması gerekiyor. Yeni projeksiyonlar da 2100 yılına kadar küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlamanın teknik olarak mümkün olduğunu gösteriyor. Alınması gereken önlemlerin geciktirilmesi süreci zora sokarken, 2024 yılında küresel emisyonların yüzde 2,3 oranında artışla 57,7 milyar tona (GtCO2e) ulaşması endişeleri artırıyor.
Ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında verdikleri Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC) tam uygulanması durumunda bile, 2°C’nin altında kalmamız için gereken emisyon azaltımının yıllık yaklaşık 12 milyar ton, 1,5°C’nin altında kalmamız için gereken emisyon azaltımının ise yıllık 23 milyar ton gerisinde kaldığımızı görüyoruz. Bu da ulusal katkı beyanlarının mevcut haliyle yetersiz olduğunu ve hedeflerin güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
İklim Eylem Takipçisi (Climate Action Tracker) projesinin analizlerine göre, mevcut politikalar dikkate alındığında, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 2,6 dereceyi bulacak. Ülkelerin, Paris Anlaşması kapsamında verdikleri 2030 yılına ait Ulusal Katkı Beyanlarına (NDC) bakılırsa ısınma 2,5 dereceye ulaşacak. Uzun dönemli taahhütler ve hedefler de hesaba katılırsa sıcaklık artışının 2,2 dereceye kadar düşürülebileceği belirtiliyor. En iyimser senaryo ise mevcut taahhütler ve net sıfır hedeflerinin de hesaba katıldığı hesaplamayı içeriyor. Bu durumda 1,9 derecelik artışa gidildiğini, en iyi olasılıkla 1,5 derece hedefinin tutturulabileceğini görüyoruz. İyimser senaryo ile mevcut politikalar senaryosunun ortalama değerleri arasında 0,7 derecelik bir fark var.
Bu web sitesi Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından desteklenmiştir. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Ekosfer Derneği’ne aittir.
